Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Kürt sorununun çözümü konusunda ciddi adımlar tartışılıyor. AK Parti Diyarbakır milletvekili İhsan Arslan, dağlardaki “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazısından Abdullah Öcalan’ın tecridine, koruculuk sisteminin ıslahından eve dönüşe kadar bir dizi öneri sıraladı.

AK Parti Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan, tartışılan “Kürt açılımı” konusunda, “Çözme sürecine girdik. Doğrusu artık hiç kimsenin, ülkenin bu sorun nedeniyle bedel ödemesine tahammülü yok. Dolayısıyla denenmemiş her çareye başvurulacak. Bu gelinen süreçte kurumlarımız önce mutabakata bir şekilde varmışlardır ve yeni tedbirler üzerinde çalışmaktadırlar. Bu mutabakat nedir, şimdiye kadar denenmemiş şeyler denenecek” dedi.

Başbakan’a yakın isimlerden İhsan Arslan, önerilerini de şöyle sıraladı:

- Dağlardaki “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazısının sosyal tedbir çerçevesinde silinmesi gerekir. Bunlar daha önce başçavuşun talimatıyla yazılmış yazılardır. Bugün de başçavuşun talimatıyla silinir.

- (Köylere Kürtçe isim verilmesi konusunda) Yasal düzenlemeyi gerektirmeksizin yine ildeki amirin talimatıyla çözülür, uygulanır. Özel televizyonlarda Kürtçe yayın serbest bırakılabilir.

- (Abdullah Öcalan’ın yanına hükümlü gönderilmesi) O da planlandı zaten. Orası bir tip haline dönüştürülüyor, orada birden fazla mahkûm söz konusu olacak.

- Talebimiz koruculuk sisteminin ıslah edilmesi. Bir kısmının silahsızlandırılması, bir kısmının emekli edilmesi, bir kısmının başka kurumlarda istihdamı anlamına gelebilir.

- Vatandaşlıktan çıkarılan varsa, bir kanlı olaya karışmadıysa mutlaka onların da vatanlarına dönmelerinin temini gerekir. Bunlar benim bireysel düşüncelerimdir.

- DTP tarafıyla zımnen de olsa mutabakat şart. Tek taraflı dayatma ile asla ilerleme olmaz. DTP’yi yok sayarak iyileştirme yapsanız bu DTP tarafından kabul görmedikçe karşı tarafta karşılık bulmaz.

Yeni adımlar atılacağını da kaydeden Arslan, “Takvim şu anda yok. Ama iyi bir fırsat var deniliyor. Dediğim şey kapalı kapılar ardında görüşülerek adım adım mesafeler alınarak yapılacak şeydir” dedi.

kudus yolu…

Bahset/Bünyamin Doğruer

Barikatlardan söz et bana

 Ateş çemberinde çağdaş uygarlığın

Sahte çiçeklerinden bahset

En güçlü silahları olan kelimelerden

Beton parçasının üzerine oturan barbarlardan

Ankara gölgesinden

 Dokunduğumuz da seslerine öğretilerine

 Zindan kalır elimizde

Başkent çürüğü öpüş dansları

 Simsiyah bir günahla korumalar altında

 Engerek yılanları

 Kaos mevsimleri özgürlüğe geçit yok

 Ama bilmezler bizim aşka yürüdüğümüzü

 Şehrin damarlarına kıyam sesleri sürdüğümüzü

Sabır kıyılarında Gül kokusu hüzünlerle

 Öfkeyle direnerek dimdik duruyoruz

Bir fırtınanın önünde

Emir var;

Puslu camlardan güneşe bakıp

 Boş durmayacak özel kalemler

 Daireler muhkem kalelerde

 Planlar projeler üretilecek

Elleriyle yaptıkları tüm putlar yenilecek

 Başkent karanlık küf içinde

 Sancılı sümüklü böcekler bitler

 Şapka şarap her yer çiftlik beyler

Alınterinin ekmeğin yarası parlıyor

 Bu susuşlar nereye kadar

 Bul rüzgarını artık zaman daralıyor.

Bünyamin DOĞRUER

Birincisi 24 Şubat 2008 de gerçekleştirilen HELAL GIDA Konferansının ikincisi 25-26 Nisan tarihlerinde, yine tarihî FESHANE Uluslararası Fuar Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştiriliyor.
 
 
 

Bu yılki konferansta;Türkiye, ABD, Kanada, Hollanda, Malezya, Endonezya, Tayland, Avustralya, Kırgizistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Güney Afrika Cumhuruyeti ülkelerinden toplam 24 konuşmacı katılacak.. 

Konferansın ana teması altı maddede sıralandı:  
1- Müslüman Toplumların Helal Talebi  
2- Dünyada Helal Sertifikalama Programları 
3- Helal Ekonomik Sistemin Sosyopolitik ve Stratejik Olabilirliği  
4- Helal Standartlarda Müştereklik  

5- Helal Kavramına Üretici-Tüketici Yaklaşımları ve Problemleri 
6- Ulusal ve Uluslararası Helal Pazar  
 
Bu temaları işleyecek dünyanın dört bir tarafından gelecek yetkili konuşmacılar, her gün üçer oturumda konuşmalar yapacak.

Konferansı organize eden Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme ve Sertifikalandırma Araştırmaları Derneği (GİMDES) Başkanı Hüseyin Kami Büyüközer, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Konferansa başta Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül olmak üzere, Meclis Başkanı, Başbakanımız, Bakanlar Kurulumuz, İlgili Bakanlık yetkilileri, ve Meclis üyeleri, Parti Genel Başkanları, Üniversite Rektör ve Dekanları, Vali ve Kaymakamlarımız, Diyanet İşleri Başkanlığımız, İlgili Sektörde yer alan firma yöneticileri, tüketici hakları sivil toplum kuruluşları, İlgili meslek oda yöneticileri, yabancı misyon temsilcileri ve basın kurumlarımız protokol misafirlerimiz olarak davet edileceklerdir. Ayrıca halkımızın katılımları için çağrı yapılacaktır.
Yerli ve yabancı, 40 ülkenin çeşitli kesimlerinden yüzlerce katılımcının hazır bulunacağı, ülkemizin ekonomik ve kültürel tanıtımına, HELAL SERTİFİKA’lı ürün ihracatına katkı sağlayacağına inandığımız bu konferansımızın hayırlı olmasını diliyoruz” dedi.

Konferansın Programı ise şöyledir: 
 
25 NİSAN 2009 
9.30-9.45 Kur’an-ı Kerim tilaveti ile açılış, 
9.45-10.00 Hoşgeldiniz Konuşması 
Dr. Hüseyin Kami BÜYÜKÖZER 
(GİMDES Başkanı) 
10 00-11.00 Protokol Konuşmaları 
 
11.20-13.00 I. OTURUM: MÜSLÜMAN TOPLUMLARIN HELAL TALEBİ 
Oturum Başkanı: Dr. Ir. H. M. Nadratuzzaman HOSEN (ENDONEZYA)  
(Endonezya Ulema Konseyi Başkanı / Dünya Helal Konseyi (WHC) Başkanı)  
 
1. Prof. Dr. Hayrettin KARAMAN (TÜRKİYE)  
(İlahiyat Profesörü, GİMDES İlim Kurulu Üyesi)  
“Helal Gıda Sertifikası ile ilgili Problemler”  
 
2. Dr. Ahmed SAKR (ABD)  
(Kaliforniya İslami Eğitim Merkezi Müdürü / IFANCA Yönetim Kurulu Üyesi)  
“Helal Gıdalar Hakkındaki Yanlış Anlayışlar”  
 
3. Prof. Dr. Mustafa NUTKU (TÜRKİYE)  
(Kimya Profesörü, GİMDES Teknik Bilim Kurulu Üyesi)  
“Müslüman Tüketici ile Helal Gıda Arasındaki Engeller” 
 
4. Prof. Dr. Ali Nihat ESKİOĞLU (TÜRKİYE)  
(MATEMATİK Profesörü, GİMDES Teknik Bilim Kurulu Üyesi)  
“Helal Gıda ve Takva” 
 
5. Dr. Merve KAVAKÇI (ABD) 
(George Washington Üniversitesi Öğretim Üyesi) 
ABD’deki Müslümanların Koşer Tercihi: Helal Üretime Uyarılar

13.00-14.00 Yemek ve Namaz arası 
 
14.00-15.40 II. OTURUM: HELAL STANDARTLARDA MÜŞTEREKLİK 
Oturum Başkanı: 1. Prof. Dr. Hayrettin KARAMAN (TÜRKİYE)  
(İlahiyat Profesörü, GİMDES İlim Kurulu Üyesi)  
 
1. Moulana Abdul Wahab WOOKAY (GÜNEY AFRİKA)  
(Güney Afrika Milli Bağımsız Helal Kuruluşu Yöneticisi / Dünya Helal Konseyi Hakem Heyeti Başkanı)  
“Müşterek Helal Standartlara Olan İhtiyaç”  
 
2. Prof. Dr. Hamdi DÖNDÜREN (TÜRKİYE)  
(Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi / GİMDES İlim Kurulu Üyesi)  
“Kur’an ve hadislerde yasaklanan hayvansal ve bitkisel ürünler ve bu ürünlerde istihale ve tegayyur”  
 
3. Prof. Dr. Yusuf Ziya KAVAKÇI (ABD)  
(İlahiyat Profesörü, GİMDES İlim Kurulu Üyesi)  
“Müfessirlere Göre Mukayeseli Ehl-i Kitap Kavramı”  
 
16.15-17.35 III. OTURUM: HELAL EKONOMİK SİSTEMİN SOSYOPOLİTİK-STRATEJİK OLABİLİRLİĞİ 
Oturum Başkanı: Dr. Ahmed SAKR (ABD)  
(Kaliforniya İslami Eğitim Merkezi Müdürü / IFANCA Yönetim Kurulu Üyesi)  
 
1. Mehmet ÇELEN (TÜRKİYE)  
(İslam Hukuku Araştırmacısı / GİMDES İlim Kurulu Üyesi)  
“Helal Ekonomik Sistemin Sosyal, Siyasi ve Stratejik İmkanı”  
 
2. Prof.Lt.Gen.Dr.Somchai VIRUNHAPHOL (TAYLAND)  
(Tayland İslami Bankası Yönetim Kurulu Başkanı / Tayland Helal Stardartlar Enstitüsü Müdürü)  
“Helal Ekonomik Sistemin Sosyopolitik ve Stratejik Olabilirliği: Tayland Durum İncelemesi”  
 
3. Prof. Dr. Nazif GÜRDOĞAN 
(Ekonomi Profesörü, Fatih Üniversitesi Öğretim Üyesi) 
“İslamın Ekonomiye Bakışı ve Faizsiz Finans Sistemi” 
 
26 NİSAN 2009 
9.30-11.30 I. OTURUM: HELAL KAVRAMINA ÜRETİCİ ve TÜKETİCİ YAKLAŞIMLARI  

 
Oturum Başkanı: Mehmet ÇELEN (TÜRKİYE)  
(İslam Hukuku Araştırmacısı / GİMDES İlim Kurulu Üyesi)  
 
1. Mohammad Mazhar HUSSAINI, M.S., L.D. (ABD)  
(Amerika Helal Vakfı (AHF) Başkanı)  
“Üretici ve Tüketicilerin Helal Kavramına Yaklaşımları ve Yaşadıkları Problemler”  
 
2. Dr. Muhammad Munir CHAUDRY (ABD)  
(IFANCA Başkanı)  
“Amerika’da Gıda Üreticilerinin Helal Gıdaya Bakış Açısı”  
 
3. Sıtkı ABDULLAHOĞLU (TÜRKİYE)  
(ASKON Genel Başkan Yardımcısı)  
“Helal Kavramına Üretici Yaklaşımları”  
 
4. Vet. Muhammed EFE (TÜRKİYE)  
(TÜ-MER Tüketici Hakları Merkezi Gıda Komitesi Başkanı)  
“Günümüzde Helal Kavramına Tüketici Yaklaşımları ve Problemleri”  
 
5. Orhan DEMİR (TÜRKİYE)  
(Sağlık ve Gıda Hareketi Yönetim Kurulu Üyesi)  
“Helal Sertifika, Müşteri Talebi Açısından Bir Hak mıdır?”  
 
11.45-13.45 II. OTURUM: DÜNYADA HELAL SERTİFİKALAMA PROGRAMLARI 
Oturum Başkanı: Mohammad Mazhar HUSSAINI, M.S., L.D. (ABD)  
(Amerika Helal Vakfı (AHF) Başkanı)  
 
1. Dr. Ir. H. M. Nadratuzzaman HOSEN (ENDONEZYA)  
(Endonezya Ulema Konseyi Başkanı / Dünya Helal Konseyi (WHC) Başkanı)  
“Dünyada Helal Sertifikalama Programları”  
 
2. Haji Abdur-Raheem (Omurzakov Kamchybek) (KIRGIZİSTAN)  
(Kırgız Cumhuriyeti Helal Standartlar Kurumu Teknik Komisyon Başkanı  
Dini, Bilimsel ve Tıbbi Çalışmalar İslami Merkezi Kurucusu ve Yöneticisi)  
“Kırgizistanda Helal Faaliyetler”  
 
3. Prof. Dr. Yaakob B CHE MAN (MALEZYA)  
(Malezya Putra Üniversitesi Helal Ürünler Araştırma Enstitüsü Müdürü)  
“Helal Sertifikalamada Bilimsel Analizin Önemi”  
 
4. Mohammed EL-MOUELHY (AVUSTRALYA)  
(Avustralya Helal Sertifikalama Kurumu Başkanı)  
““Avustralya Helal Sertifikalama Kurumu Tecrübesi” “Helal Pazar” 
 
5. Dr. Abdellatif ELDAW (BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ)  
(Abu Dabi Gıda Kontrol Kurumu)  
“Helal Gıda: İhtiyaç Duyulan nedir?” 

13.45-14.45 Yemek ve Namaz 
 
14.45-16.45 III. OTURUM: ULUSAL VE ULUSLAR ARASI HELAL PAZAR 
Oturum Başkanı: Dr. Muhammad Munir CHAUDRY (ABD)  
(IFANCA Başkanı)  
 
1.Ehsan SAIRALLY(KANADA)  
(Helal Ürünler Geliştirme Hizmetleri (HPDS) Başkanı) 
“Küresel Helal” 
 
2. Azudin KHALID (BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ)  
(Helal Standartlar ve Sistemler, Uluslararası Helal Entegrasyon (IHI) Birliği Yöneticisi)  
“Küresel Helal Gıda Pazarının Yaygınlığı”  
 
3. Abdurrahman KAAN (TÜRKİYE)  
(MÜSİAD Gıda Komisyonu Başkanı)  
“Ulusal ve Uluslararası Helal Pazar”  
 
16.45-17.00 KONFERANS KAPANIŞ BİLDİRİSİNİN OKUNMASI 
Dr.Hüseyin Kami BÜYÜKÖZER 
(GİMDES Başkanı)

Habervaktim

3167Saadet Partisi (SP) Genel Başkan Yardımcısı Av Şeref Malkoç ve beraberindeki partililer, Merkezi Diyarbakır’da bulunan Mustazaflarla Dayanışma Derneği’ne (Mustazaf-Der) nezaket ziyaretinde bulunarak, dernek faaliyetleri hakkında bilgi aldılar. 24/04/2009 – 17:25 Bölge sorunları ile ilgili fikir alış verişinde bulunmak üzere Diyarbakır’a gelen Saadet Partisi (SP) Genel Başkan Yardımcısı Av Şeref Malkoç, Mustazaf-Der Genel Merkezine nezaket ziyaretinde bulunarak, dernek faaliyetleri hakkında bilgi aldı. SP Genel Başkan yardımcısı Şeref Malkoç, SP Diyarbakır il Başkanı Fesih Bozanlı, eski il Başkanı Ali Rıza Güran ve teşkilat başkanı Veysel Akman’ın da aralarında bulunduğu heyeti, Mustazaf-Der Genel Başkanı Av Hüseyin Yılmaz karşıladı. Av Yılmaz, dernek faaliyetli hakkında heyete bilgi verdi. Mustazaf-Der Genel Başkanı Av Hüseyin Yılmaz; Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimizin (s.a.v), ‘Kutlu Doğum’ haftası nedeniyle, Türkiye genelinde bulunan Mustazaf-Der şubeleri tarafından değişik etkinlikler düzenlediklerini söyledi. SP’li heyet; Özellikle Bölge Belediyeleri başta olmak üzere birçok kurum ve kuruluşlar ile kadın derneklerinin Müslüman halkımızı, ileriye dönük yozlaştırmak için bir çaba sarf ettiklerini vurguladı. SP Genel Başkan Yardımcısı Av Malkoç ise; Tarihin her döneminde hak ile batıl arasındaki mücadelenin ede geldiğini belirterek; “Önemli olan üzerimize düşen görevi yerine getirmektir” dedi. (İLKHA)

HSH- Mustazaf-Der Bingöl Şubesinin düzenlediği Kutlu Doğum Programında konuşan Şube Başkanı Mehmet Şenlik, “Allah’ın izniyle ilimizde olduğu gibi, bütün dünyada İslam’a yöneliş artmaktadır. dedi.
19/04/2009 – 21:59

Mustazaf-Der Bingöl Şubesi tarafından ‘Kutlu Doğum Haftası’ nedeniyle kapsamlı bir program düzenledi. Saat 14.00’da Bingöl Şehir Stadyumunda düzenlenen programa vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği gözlendi. Tribünlerde yer bulamayan vatandaşlar saha çevresinde kendilerine yer edindiler. Programa gelen vatandaşlara peygamber efendimizin hayatını anlatan binlerce kitap ve Mevluda Muhammed isimli CD’ler dağıtıldı. Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan program, mevlidin okunmasıyla devam etti. Programın açılış konuşması dernek başkanı Mehmet Şenlik tarafından yapıldı.

“Muhammed’i Sevda Artıyor”

Kutlu Doğum etkinliği dışında başka etkinlikler de düzenlediklerini belirten Şenlik, bu tür organizasyonların devam edeceğini ifade ederek, “Allah’ın izniyle ilimizde olduğu gibi, bütün dünyada İslam’a yöneliş artmaktadır. Rabbim kendi dini için mücadele eden insanlara, kurumlara ve kuruluşlara güzel imkânlar nasip eylesin” dedi.

Programa katılan Doğru Haber Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Araştırmacı-Yazar Mehmet Göktaş ise, “Muhammedi sevdayı bu coğrafyada bitirdiklerini zannedenler, bir de döndüler baktılar ki, son 8-10 yıldır, öyle bir Muhammedi sevda arttı ki şaşırdılar. Bu sevda basit bir esinti değil, derinden gelen bir sevdadır. Bu Muhammed’i sevda gelecek yıllarda daha da artacak. Çünkü bir senedimiz var. Muhammed’i sevenler kurtulacak” şeklinde konuştu.

Mehmet Göktaş’ın konuşmasının ardından Selam İlahi Grubu ve şiir yarışmasında dereceye giren eserlerin dinletileriyle program son buldu.

hurseda.com’dan

 

 

Mustafa Kemal kimdir?

 

En son bu konuda konuşurken Nevzat Yalçıntaş’ı dinledim. Mustafa Kemal’in, Hz. Peygamber’in türbesinin muhafazası için tepkisini gösteren bir belgeden söz ediyordu ve bu olayın onun dine bakışını belgelediğini söylüyordu.. Yalçıntaş Hocanın sözünü ettiği belge neredeyse, kimdeyse açıklanmalı. Bu belge niye açıklanmıyor? Ortaya çıkarsa birilerinin Atatürkçülüğünün ve laiklik yorumunun zarar görmesinden mi korkuluyor? Gerçek neyse o! Gerçek herkes için en iyi olandır..
En son Nutuk’ta nasıl tahrifatlar yapıldığından söz ediyordu bir arkadaş.. Bir başkası da Mustafa Kemal adına nasıl sözler uydurulup bu sözlerin duvarlara asıldığını anlatıyordu. Bir başkası, Mustafa Kemal heykellerindeki garipliğe, bir başkası resimlerin dilindeki farklı imajlara vurgu yapıyordu. Ben yıllar önce “Bir Başka Açıdan Kemalizm” kitabının kapağına bu dört eğilimi/yorumu/bakış açısını gösteren 4 farklı resim koymuştum..
Sonuç, Mustafa Kemal’in Atatürkçülerin elinden kurtarılması gerekiyor.. Bu konudaki tartışmaları yasaklayan mevzuatın ve anlayışın değiştirilmesi gerekiyor..
Şimdi bir kahvehane düşünün, vatandaş kendi arasında bu konuyu konuşuyor.. Tartışılan, daha doğrusu cevabı aranan soru şu:
-Müslüman mı?
-Evet Balıkesir hutbesini duymadınız mı? Hem ne demiş: Benim dinim.
-Tabii ya, Diyanet’in kitaplarındaki Atatürk hangi Atatürk, Milli Eğitimin ders kitaplarında anlattığı Atatürk hangisi? Ahmet Akgül’ün, Adnan Hocanın, Ahmet Tekin’in Atatürk’ü. Kaç tane Atatürk var bu memlekette kardeşim..
-Yok canım Hıristiyandı. Arvas’ın hatıratına bakmadınız mı? Orada açık açık resmi dinin Hıristiyan olması tartışılmış.. Din terakkiye manidir denmiş.
-Hadi canım sen de! Mustafa Kemal hiçbir dine inanmıyordu. Baksana biz ilhamımızı gökten almıyoruz diyor. Bilime inanıyordu. Akılcı biri idi. Dinlerin safsata olduğunu düşünüyordu.
-Hayır hayır o dinde reform taraftarı idi..
-Agnostikdi Agnostik..
-O ne kardeşim
-Bilinmezlikçi, bilinmezlikçi..
-Rıza Nur ne diyordu?
-Kardeşim, bir sürü şey söylüyorlar, bazan siyaset icabı, bazan yaşı icabı, bunların hepsi arasında gidip gelmiş olamaz mı?
-Sen bir alemsin kardeşim.. Peki sonunda nerede karar kılmış?
-İlle bir yerde karar kılması mı gerekiyordu?
-Olur mu canım Tekin Alp adı ile yazan Moiz Kohen’in yazdıklarına baksana. Din irtica, dindar mürtecidir. Din fesat ve melanet yuvası idi..
-Peki din dersleri, imam okulları..
-Ya siyaset icabı. Dini kontrol altına alarak tedricen tasfiye etmek asıl maksat.
-Hayır hayır Allah’a inanıyor, ama dine, peygambere inanmıyordu. Deistti Deist.. Bak işte gazetede yazıyor: “Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Tunçay iddiasını bir kez daha yineledi. ‘Atatürk tam bir deistti’ dedi. Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mete Tunçay, Mustafa Kemal Atatürk’ün deist olduğunu, ateist ya da agnostik olmadığını iddia etti. Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mete Tunçay, ‘Aydınlanma dinin dışında bilime yönelmek olarak kabul edildi. Aydınlanmada pek çok insan dini reddetmekle birlikte tanrıyı reddetmemiş deist olmuş, deist yani yaradancılık. ‘Bu dinde birtakım hurafeler olabilir, ama aslolan bir yaratıcısı olmalı bu alemin’ diyorlar. Atatürk’ün de bir deist olduğunu düşünüyorum. Agnostik ya da ateist değildi’ diye konuştu. Mete Tuncay daha önce de, “Atatürk Bulgaristan’daki ataşeliği döneminde İslâm ve diğer dinlerle arasındaki mesafeyi tamamen açmıştı. Atatürk sonuna kadar deistti. Dinlerin biraz safsata olduğunu kabul etmekle birlikte bir yaratıcının, Tanrının varlığına inanıyordu” demişti.
“Deist, kelime anlamıyla Tanrı’ya inanan ama dinlere inanmayan manasına geliyor. Deistler genelde doğaüstü olayları (kehanet veyahutta mucizeler), Yaradan’ın dinlerle olan bağını, kutsal metinleri ve ortaya çıkmış tüm dinleri reddederler. Bunun yerine; deistler doğru dini inanışların insan mantığında ve doğal Dünyanın kanunlarında görmeyi tercih ederler. Bu doğrultuda da; varolan tek bir Tanrı’nın ya da üstün varlığı kabul ederler.”
-Nereden çıkarıyorsunuz bütün bunları.. O Şemsi Efendi Mektebinde okudu, Şemsi Efendi’nin gerçek adı Şimon Zwi. Şemsi Efendi Mektebi, Türkçe bilmeyen Musevi çocuklarını haham yetiştirmek üzere, Alatini Efendi’nin desteği ile kurulan bir Kabbala okulu idi. Ilgaz Zorlu bunun Tarih ve Toplum Dergisi’nin ilk sayısında “Şemsi Efendi Mektebi hakkında bilinmeyen birkaç nokta” diye yazdı kardeşim..
-Ilgaz’ın uydurmadığını nasıl anlayacağız bu iddiaları..
-Yok canım uyduruyorlar. Bir defa o komünist fikirleri benimsemişti. Arkadaşlarını “yoldaş” diye selamlıyordu. Komünist Partisi’ni bizzat kendisi kurdurdu.
-Olur mu canım! O, saf kan bir milliyetçiydi.. 10. Yıl Albümüne Hitler’in sözlerinin alınması bir tesadüf değil. Kendine “Führer” diye kartvizit bile bastırdı. O, Türk ulusçuluğunun babasıdır. Türk Ocakları, Ziya Gökalp ne oluyor o zaman?..
-Arkadaşlar Atatürk Masondu. Makedonya Locasına bağlı idi. Yanılıyorsunuz!
-Hadi canım sen de!.
-Mason Locasını kapatan kimdi peki?
-Niye kapattı, kapattı da ne oldu?. Meşriki Azamı kendine müşavir yaptı. Mim Kemal Öke. Niye kapattı? Aynı gayeye hizmet edecek iki cemiyete ihtiyaç yoktur, projelerinizi getirin; Halk Fırkası altında icra edin diye..
-Şimdi anlamadım, Atatürk bir dine inanıyor mu idi, dinsiz mi idi? İnanıyorsa, inandığı din hangisi idi?
Sahi bu işten siz bir şey anladınız mı? Tamam vazgeçtim. Bu konuda anlaşamayacağız..
Peki şöyle yapalım: Hükümetin, Genelkurmay’ın, Diyanet’in, CHP’nin, MHP’nin, SP’nin, İP’in, AK Parti’nin Atatürk’ü aynı Atatürk mü, ya da bunların üzerinde anlaşabilecekleri bir Atatürk olabilir mi? Adnan Hocanın Atatürk’ü ile Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Atatürk’ünün aynı kişi olması mümkün mü? Kim doğru söylüyor, gerçeği saptıran kim? O zaman neyi tartışıyoruz, neyi konuşuyoruz ki? Hani konuşmaya başlasak, Atatürk’ün nerede, ne zaman doğduğunu da, ne zaman ve nasıl öldüğünü, Samsun’a ne zaman nasıl çıktığını da tartışacağız. Atatürk’ün Türk, Kürt ve ulus devlete bakışı neydi desem, hiç içinden çıkamazsınız, eminim..
Genelkurmay’ın Atatürk’ü ile, Diyanet’in, Erbakan’ın, Adnan Hocanın, Ahmet Tekin’in, Ahmet Akgül’ün anlattığı aynı Atatürk mü? Ecevit’in, MHP’nin, Baykal’ın, Cumhuriyet gazetesinin, ADD’nin, ÇYDD’nin, Tekin Alp’in, Osman Nuri Çerman’ın, Demirel’in anlattığı kişi aynı kişi olabilir mi? Ya da Kenan Evren’in Atatürk’ü bu anlatılanlardan hangisine benziyor.. Nadi, “Ben Atatürkçü Değilim“ derken ya da Atilla İlhan, “Hangi Atatürk” diye sorarken neyi anlatmaya çalışıyorlardı dersiniz? Bu kafa ile o konuda da anlaşamayacağız.
Tamam anlaşıldı, herkesin Atatürk’ü kendinin olsun.. Ama Atatürk adına birileri çıkıp ahkam kesmesin.. Benim Atatürküm senin Atatürk’ünü döver havalarında dolaşmasın..
Peki şimdi siz bu iddialardan sonra zihninizde nasıl bir resim oluştu?
Selâm ve dua ile..

Abdurrahman Dilipak - Vakit
a.dilipak@vakit.com.tr
2009-04-22
Toplumların yüreklerine çarpan O’nun kutsal aşkı büyük dirilişe sürüklüyor. O’nun aşkının tohumları, solmayan, pörsümeyen ve hayat fışkıran sevda güllerine dönüşüyor. Asırların ötesinden yükselen bu aşk bütün çağları ve bütün zamanları okşayarak insanlığın önünde yeni ufuklar açarak hayatlarına anlam katıyor ve yeniden yaşanır hale getiriyor.
Emperyalizm’in yüzlerce yıllık hesapları O’nun yüreklerimize çarpan merhamet yüklü sevdasıyla altüst oluyor. Kürtleri İslam’dan uzaklaştırıp dinsiz, imansız ve inançsız bir toplum yapmadaki bütün uğraşı ve kavgalar O’nun muhabbetinin önünde boş ve anlamsız çırpınışlara dönüşüyor.
Aziz Sevgiliden (sav) bahsedilince kadınıyla erkeğiyle, yaşlısıyla genciyle, meydanlara inen Kürt halkı, Sevgiliye (sav) olan muhabbetlerini bütün yeryüzüne ilan ediyor. O Sevgilinin (sav) doğumunu kutlamak için ayağa kalkan Kürdistan halkı, yüreklerinin en derin yerinden O’na olan muhabbetini ve sevgisini haykırıyor. Bu sevgi ve bu muhabbetle düşüncesinin, ideolojisinin ve renginin ne olduğunu ve nereye ait olduğunu ortaya koyuyor.
İslam’ın dışındaki düşünce ve ideolojiler Kürt halkına felaketten başka hiçbir şey getirmedi. Onlarca yıldır halkın İslam’dan koparılması uğruna yürütülen bunca çabalar, mazlum Kürt halkına yoksulluk, acı ve sıkıntıdan başka hiçbir şey kazandırmadı. Ait olduğu İslam’i kimliğini keşfedince ve İslam’i ruhla kuşanınca mutluluk kapıları yeniden aralanacak. Kürtleri meydanlara dolduran Muhammedi (sav) sevda, yıllardır hedef alınan ve yok edilmeye çalışılan ahlak, izzet ve onurlarını korumalarına, asıllarına dönmelerine ve asırlardır beslendikleri ruhu yeniden yakalamalarına yol açacak.
Kürdistan’da Muhammed’i (sav) sevdayla şahlanan yüzbinlerin “Mevluda Muhammedi”yi coşkuyla kutlamaları, Kürtlerin kimliklerine, ait oldukları yere ve kaybettiklerine yeniden kavuştuğunu göstermektedir. İnsanlığın zor günler yaşadığı, sosyal, siyasi, ahlaki ve ekonomik bunalımların eşiğinde can çekiştiği günümüzde, uzun yıllar umutla yapışılan Liberalizmin ve Sosyalizmin altı boş ve çürük birer ideoloji olduğu, toplumlara mutluluk vermekten çok sıkıntı ve krizlerle mutluluklarını koparıp götürdükleri anlaşılmıştır. Ancak İslam’a yönelme iradesi gösteremeyen bu toplulukların çaresizlik içinde her gün biraz daha sıkıntının girdabına doğru sürüklendiği görünmektedir. Oysa Kürdistan’da oynanan bunca oyuna, İslami ruh ve bilincin yok edilmesi için harcanan bunca emeğe rağmen İslam’dan vazgeçmeyen Kürtler, Muhammed’i (sav) sevda gölgesinde kendilerini yeniden keşfetmeye başladılar. Mutluluğa götürecek bu yolun dışındaki bütün yolların çıkmaz olduğunu, sıkıntı ve sorunlarını çözmenin biricik adresinin Muhammed’i (sav) sevdadan geçtiğini idrak ettiler.
Çağrısı tüm yeryüzüne olan Muhammedi (sav) sevgi ve muhabbete en güzel cevabı veren Kürdistan, bütün halkıyla ayağa kalktı. Diyarbakır, Batman, Siirt, Van, Urfa, Şırnak, Mardin ve Kürdistan’ın diğer şehirleri, yüzbinlere varan coşkulu kalabalıklarla O Sevgiliye (sav) karşı muhabbetlerini dile getirip, O’nun yolunun dışında yol tanımadıklarını, biricik önderlerinin ve rehberlerinin O olduğunu gören gözlere ve duyan kulaklara haykırdılar. Engellemeler, baskılar, tehditler ve bozguncuların iftiraları bu ilahi haykırışın ve bu büyük dirilişin önüne geçemedi.
Yitiğini bulan Kürdistan İslam’a uyanıyor. Kürt halkının yüreklerinin en derin ve en kutsal yerinde İslami ruh yeniden yeşeriyor. Kürt çocukları her şeyi ellerinin tersiyle itip Kur’an’larını avuçlarına alarak meydanlara koşuyor. Muhammedi (sav) sevda baştanbaşa Kürdistan’ı kuşatıyor. Kürdistan Muhammedi (sav) sevdayla büyük dirilişe yürüyor. Bundan sonra Kürdistan sadece İslam’la anılacak. Hayatları abad eden, dünyayı yaşanır hale getiren, sıkıntı ve problemleri birer birer ortadan kaldıran aziz İslam, Kürt halkının kendini keşfetmesine ve yolunu tayin etmesine yol açtığı gibi, sıkıntı ve problemlerinin birer birer ortadan kalkmasına sebep olacak. İslam’la kuşanmış gönüller zulmün önünde çelikten yürekler gibi durup direniş destanları yazacak. Bir halkı dirilişe, ayağa kalkışa ve ilahi ruhla kuşanışa sürükleyen bu sevda, yarınlarda onurlu ve izzetli bir yaşamın ve abad olmuş bir coğrafyanın habercisi olacak.
Selam ve dua ile

İbrahim FIRAT

Kaynak: HuseyniSevda.Net

Zaruri Açıklama…

degerli kardeşlerim

googleden sitemize baglantı yapıldıgında bir takım reklamlar cıkmaktadır

bu reklamların site ile bir alkası yoktur.Bu reklamlara maruz kalmamak için

siteye giriş google üzerinden değilde adres satırına sitenin ismi yazılarak girilmelidir.http://yurekdevleti.wordpress.com

saygılarımla

editor: yurekdevleti

Uzun bir süredir Fethullah Gülen grubunun birçok İslami oluşuma ve özellikle Hizbullahi Müslümanlara yönelik, hiçbir İslami ve insani ölçü gözetmeden saldırıda bulunduğu, elindeki medya gücünü kullanarak yalan ve iftiralarla çok yönlü ve çirkin bir şekilde karalamalar yaparak bir dezenformasyon kampanyası yürüttüğü herkesin malumudur. Bununla da yetinmeyerek son zamanlarda bu çirkin kampanyalarını TV dizileriyle yürüterek Müslüman Kürt halkının inanç ve değerlerine pervasızca saldırı ve düşmanlıklarını ileri bir düzeye götürdüğü görülmektedir. Bu grubun oluşum ve gelişim seyri her ne kadar Hizbullahi Müslümanlar tarafından çok iyi biliniyorsa dahi, genel olarak birçok Müslüman hüsn-ü zanda bulunarak; Fethullah Gülen ile üst düzey yakın çevresinin farklı İslami oluşumlara karşı bugüne kadar yürütülen hasmane ve düşmanca tavırlardan beri olduklarını, aralarına sızan ve onları kontrol altında tutan İslam düşmanı bir azınlığın bu saldırı kampanyasını yürüttüğünü düşünüyordu. Bu Müslümanların bu şekilde hüsn-ü zanda bulunmalarının sebebi ise; genelde İslami oluşumlara ve özelde Hizbullahi Müslümanlara yönelik yapılan bu provokatif saldırıların bizzat Fethullah Gülen ve yakın çevresi tarafından açıkça dile getirilmediği için kamuoyu tarafından net bir şekilde bilinmemesi idi. Ayrıca bu grubun bölge düzeyindeki sorumluları ile yapılan görüşmelerde bu grubun icraatlarıyla ilgili dile getirilen itiraz ve rahatsızlıklara karşı, kendilerinin de yapılanlardan hoşnut olmadıklarını, yayın organlarının (TV, Gazete, Dergi vb) takip ettiği politikaları tasvip etmediklerini, bu konularda üstlerine itiraz ve şikâyetlerde bulunduklarını beyan etmişlerdi. Ancak Fethullah Gülen’in kendi dilinden ve görüntülü bir şekilde yayınlanan son konuşmasından sonra, herkesin görüp anlayabileceği bir şekilde olay tüm açıklığıyla, somut ve net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Böylece bugüne kadar Fethullah Gülen ve grubuna iyi niyet ve hüsn-ü zanla yaklaşımda bulunan Müslümanlar için de mesele aydınlığa kavuşmuş bulunmaktadır. Ortaya çıkan bu hakikat ve mevcut hal, ciddi bir vaziyet arz etmektedir. Özellikle Hizbullah Cemaatine karşı karalama ve düşmanlığın bizzat Fethullah Gülen tarafından dile getirilmesi ve kamuoyuna açıklanması, gelinen tehlikeli boyutun ciddiyetini göstermektedir. Bu gelişmeler üzerine; geçmişte yaşanan bazı acı olayların gelecekte tekrar yaşanabileceği ihtimalini de göz önünde bulundurarak, böyle bir kaosun tekrar yaşanmaması için Müslüman halkımızı gelişebilecek olaylar ve tehlikelere karşı bilgilendirmek ve bu hususta kamuoyuna açıklama yapmayı gerekli görmekteyiz. Bilindiği üzere Hizbullah Cemaati, 1990-2000 yılları arasında istemediği ve inanç, düşünce ve yöntem olarak karşı olduğu halde sıcak bir çatışma dönemi yaşadı. Kendisine tahmil edilen ve kaçınılmaz olarak içine girdiği bu çatışmalar döneminde, bir taraftan bu çatışmaların alevlendirilmesi, diğer taraftan kuşatılıp kontrol altına alınması ve darbe vurularak etkisiz hale getirilmesi için devletin istihbarat örgütlerine bağlı çete ve ajanların yoğun saldırısına maruz kaldı. Bunun üzerine Hizbullah Cemaati, özellikle 1996-2000 yılları arasında derin devlete bağlı bu unsurları etkisiz hale getirmek için bunlara karşı amansız bir mücadele verdi. Bu sıcak mücadele, 17 Ocak 2000’de Rehber Hüseyin Velioğlu’nun şehid edilmesi ve ardından aralıksız olarak imha amaçlı ağır operasyonlarla günümüze kadar devam ede gelmiştir. Ki 2000 sonrası Hizbullah’a karşı yürütülen ağır operasyonlar ve psikolojik savaş kampanyaları herkesin malumudur. Dikkat çekmek istediğimiz tehlike; yukarıda kısaca değindiğimiz 2000 öncesi dönemde yaşanılan olayların bir benzerinin tekrar yaşatılmak istenmesidir. Yani bu sefer de Fethullah Gülen grubu üzerinden, Türkiye genelinde ve özellikle Kürdistan’da çatışma ortamı oluşturarak bir fitne ateşinin fitilinin tutuşturulmak istendiği müşahade edilmektedir. Böylece özellikle Kürdistan’da oluşacak çatışma ortamı sayesinde; bir taraftan İslami uyanış provoke edilip engellenmeye çalışılmak, diğer taraftan toplumsal kargaşa ve huzursuzluklar meydana getirilerek Müslüman Kürt halkına acılar yaşatılmak ve böylece haklı İslami ve insani taleplerinin önüne geçilmek istenmektedir. Kürdistan halkı ve tüm İslami kesimler çok iyi bilmektedirler ki; Fethullah Gülen ve grubu kendi iradesi ve öz gücüyle böyle tehlikeli bir işe kalkışabilecek bir konumda değildir. Yine herkes çok iyi biliyor ki böyle bir çatışma durumunda, özellikle de Kürdistan genelinde Hizbullah tarafından kısa süre içerisinde etkisiz hale getirilebilecek bir pozisyondadırlar. O halde bu gerçeklere rağmen bu insanların böylesine pervasızca Hizbullah’a saldırıda bulunmalarının ve adeta böyle bir çatışmaya davetiye çıkarırcasına tahrikte bulunmalarının ve provokatörlük yapmalarının, salt kendi özgün iradelerinin dışında başka bir anlam ve amacı olmalıdır. Bu tutum ve tavırları; ya isteyerek ve bilinçli olarak kendilerine verilen bir görevi icra etmekten veyahut da bilinçsiz bir şekilde sürüklendikleri ve içine düştükleri durumdan kaynaklanmaktadır. Bilinçli veya bilinçsiz olsun, kendi iradeleriyle veya iradeleri dışında olsun, sürüklendikleri ve içine düştükleri bu durum, bir oyun ve tuzaktan ibaret olup neticesi fitneden başka bir şey değildir. Biz bu oyun ve tuzakların nasıl tezgâhlandığını çok iyi biliyor ve bunun perde arkasını iyi görebiliyoruz. Bu konuda başta kendilerini bu çirkin oyunlara karşı uyarıyor ve Müslüman halkımızın da bu oyunları görmesini ve bu konularda duyarlı olmasını istiyoruz. Halkımız, tüm İslami kesimler ve mezkur grubun samimi olan tabanı şunu çok iyi bilsinler ki; biz ne pahasına olursa olsun asla bu oyuna gelmeyeceğiz. Hiçbir şekilde bunlara şiddet uygulamayacağız. Oynanmak istenen oyunu bozmak için elimizden gelen her çabayı göstereceğiz. Bunların tüm tahrik, karalama, saldırı ve çirkefliklerini deşifre edip halkımıza göstereceğiz. Buna rağmen birileri Hizbullah ismini kullanarak bazı tepkiler gösterebilir. Ancak halkımız şunu iyi bilsin ki; bizim cemaat olarak tavrımız, dile getirdiğimiz şekilde olacaktır. Bunun dışında gelişecek hiçbir tavır ve eylem Hizbullah’a ait olmayacaktır. Süreç içindeki gelişmeleri çok açık ve şeffaf olarak halkımızla paylaşacağız. Halkımız bizi çok iyi tanıyor ve güven duyuyor. Bu güvenini bugüne kadar her şekilde ortaya koymuştur. Aynı şekilde halkımız çok iyi biliyor ki hiçbir şekilde kendisini yanıltmadık ve yanlış bir şekilde bilgilendirmedik. Çünkü ya hakkı söyleriz veya susarız. Bugüne kadar bunun aksi bir tavrımız olmamıştır. Bu nedenle şimdiden uyarıyor ve söylüyoruz ki; istenmeyen bazı provokasyonlar ve olaylar gelişirse, bunun arkasında yukarıda değindiğimiz derin güçler vardır. Gelişebilecek hiçbir şiddet olayında kesinlikle Hizbullah olmayacaktır. Tüm İslami kesimlerden ve Kürdistan Müslüman halkından isteğimiz; hem kendi aleyhlerine hem de İslam ve tüm Müslümanlar aleyhine gelişen bu ve benzeri durumlara karşı hassasiyet ve duyarlılıklarını terk etmemeleri ve gereken meşru tepkiyi göstermeleridir. Davamızın sonu Allah’a hamd etmektir. HİZBULLAH BASIN BÜROSU

Kürdistan’a hoş geldiniz

Kürdistan’a hoş geldiniz”
 
İstanbul-Erbil. Atlasjet. Dünyanın en nazik uçuş ekibi. Mütemadiyen “Bir arzunuz var mı”. Arzumuz, Türkiye ve “Kuzey Irak”ın kaynaşıp bütünleşmesi.

Kuzey Irak’ı şahane bir Kürt fıkrasına istinaden tırnak içine aldım. Erbil’de, Dohuk’ta, Selahaddin’de “Kürdistan” ismi hanımlar arasında çok yaygın. Bu ismi taşıyan bir kız Türkiye’ye gidiyormuş. Sınırda Kürdistan Bölge Yönetimi polisi ismini sorunca göğsünü gere gere “Kürdistan” demiş. Sıra Habur sınır kapısındaki kontrole gelmiş. Türk polisi de ismini sormuş. Kız biraz düşünmüş ve… “Kuzey Irak” demiş!

Abant Platformu ve Selahaddin Üniversitesi’nin düzenlediği “Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak” konulu konferans için geldiğim Erbil’de Hawler Plaza Oteli’ne yerleşirken saat 04:00 civarındaydı. Dışarıdan Kur’an sesi geldi. Pencereyi açtım. Ses cami hoparlörlerinden geliyormuş. Kur’an’dan sonra dua, niyaz, salavat. Sonra yine Kur’an. Bu böyle bir saat kadar devam etti. Nihayet ezan okundu. Çok yorgun olduğum için namazı otel odasında kılmaya niyetliydim, ama bu topraklara ‘giriş’ için en uygun yerin cami olduğu fikri beni canlandırdı. Çıktım, 100-150 metre yürüdüm, bir cami buldum, cemaate karıştım. Cemaat kalabalıktı. Kalabalık ve poşulu. Sünnetler kılındıktan sonra müezzin Kur’an okudu ve “Ya Rabbena ecirna minennar” (Ey Rabbimiz, bizi ateşten koru) diye dua etti. Tekrar tekrar, tekrar tekrar. Biz de müezzine katıldık. Adeta trans halinde, bir ağızdan, “ecirna minennar, ecirna minennar, ecirna minennar…” Amin velhamdu lillahi rabbi’l alemin. Cemaatle namazdan ve tesbihattan sonra yine cemaatle dua. Duadan sonra yine bir ağızdan -belki yüz kere- kelime-i tevhid…

Poşulu kardeşlerimle musafaha edip camiden ayrılırken içimden bir ses –sansürüz- “Kürdistan’a hoş geldin” dedi. Bunu özellikle belirtiyorum, çünkü “Kürdistan” denince akıllara her şeyden evvel din kardeşliğinin gelmesini istiyorum. Gerisi teferruattır.

Teferruata gelecek yazılarda değineceğim inşaallah.

Hakan Albayrak Yeni Şafak

Eski Gönderiler »